|
ÇANAKKALE DENİZ SAVAŞLARI |
|
|
|
|
|
|
|
|
|
Denizlere
hakim olan dünyaya hakim olur. düşüncesiyle hareket eden
İngilizler, boğazları ele geçirmek için donanmanın
yeterli olacağına inanıyorlardı. Bahriye Nazırı
Churchillin planları Akdeniz filosu komutanı Amiral Carden
tarafından da desteklenince, Lord Fisherın şüpheli
gördüğü bu harekatın donanma ile yapılmasına karar
verildi. Tarihinde hiçbir yenilgi almamış olan İngiliz
donanmasının silah, teknoloji ve başarı açısından
kendine güveni tamdı. Dünyanın yenilmez donanması,
Fransanın da desteği ile dünyanın en büyük
armadasını oluşturuyordu. Bu donanmaya karşı
gelebilecek hiçbir güç düşünülemezdi. Hele ki yıpranmış,
teknoloji açısından zayıf ve parçalanmak üzere olan Osmanlı,
bu armada ile asla baş edemezdi. İtilaf
Devletlerinin deniz harekatı 19 Şubat 1915te başladı.
13 Mart 1915e kadar düşman gemileri tabyaları top ateşine
tuttu, mayın tarama gemileri olabildiğince yol açtı.
Boğazları zorlayarak geçebileceklerine inanan düşman
kuvvetlerinin, kararlı ve dirençli bir karşılık
almaları bu işin o kadar da kolay olmadığını
gösteriyordu. Bir ay boyunca yapılan binlerce mermi
atışının ardından çok da büyük bir gelişme elde
edilememişti. 18 Marta
kadar geçen bu dönemde boğazın girişinde bulunan Rumeli
yakasındaki Seddülbahir ve Ertuğrul tabyaları ile, Anadolu
yakasındaki Kumkale ve Orhaniye tabyaları tahrip edilmişti.
Boğaza giriş kapıları aralanmış ama hala ilerde
olacaklar belirsizdi. Ve 18 Mart
1915 sabahı geldiğinde kimse günün sonunda neyle
karşılaşacağını bilmiyordu. 17 Mart
1915te Amiral Cardenin yerine Amiral De Robeckin atanmasıyla 18 Mart
da gerçekleşecek plan uygulamaya konuluyordu. Plana göre;
18 Mart sabahı 3 deniz tümeninden oluşan düşman filosu
boğazda belirdi. Filonun en güçlü
gemilerinden oluşan 1. Tümen bizzat Amiral de
Robeck tarafından kumanda ediliyordu. Queen Elizabeth, Agamemnon, Lord Nelson muharebe
gemileri ve Inflexible muharebe kruvazöründe oluşan 1. Tümen, saat 10:30da boğazdan içeri girdi. Filonun önündeki
muhripler savaş alanını tanıyorlardı. Planlanan
noktaya ulaşıldığında Queen Elizabethin hedefi
Rumeli Mecidiye Tabyası, Lord Nelsonun hedefi Namazgah Tabyası,
İnflexible hedefi ise Rumeli Hamidiye Tabyası idi. A Savaş
Hattı olarak adlandırılan bu plan 11.30da uygulanmaya
başlandı ve 11.30da merkez tabyalarına ateş
başladı. Bu arada düşman gemileri Kumkaleden gelen
tedirgin edici ateş hattına da girmişlerdi. Obüslerden
üstlerine ateş yağıyordu. Yine de mesafe uzak olduğundan
Türk bataryaları savaş gemilerine karşılık
veremiyordu. Saat 12.00 sularında Çimenlik, Rumeli Hamidiye ve Anadolu
Hamidiye ateş almıştı. B Hattı diye adlandırılan
Amiral Guepratte komutasındaki 3. Tümen Suffren, Bouvet, Goulois, Charlemagne
adlı dört Fransız gemisiyle Triumph ve Prince George adlı iki
İngiliz muharebe gemisinden oluşuyordu. Plana göre bu tümen 1.
Tümenin arkasından hareket geçti ve B hattı önündeki yerini
aldı. Yavaş yavaş yaklaşan gemiler bu cesurane
ilerleyişlerinde Türk bataryalarından düşen mermi ateşi
altında B hattına vardılar. Şiddetli yapılan
karşılıklı çatışmalarda aradaki bataryalar
sustuysa da merkez bataryalar ateşe devam ediyorlardı. 900 yarda
kadar içeri sokulduklarından şiddetli ateş bu gemilerin üzerine
yağıyordu. 3. Tümene ait olan iki İngiliz gemisi Triumph ve
Prince George A hattının kıç omuzluklarında yerlerini
almış Rumeli Mesudiye ve Yıldız Tabyalarını
hedeflemişlerdi. Rumeli merkez bataryaları çok yoğun bir
ateş altındaydı. Mermilerin çoğu tabyalar içine
düşmüş, telefon hatlarını bozmuş, yangınlar
çıkarmıştı. Rumeli Mecidiye tabyası topçuların
şehit olması ile devre dışı kalmıştı. Planın ikinci aşamasında Türk
bataryaları üzerinde yeteri kadar üstünlük sağlanabilirse Albay
Hayes Sadler komutasındaki 2. Tümen devreye girecekti. Ocean,
İrresistible, Albion, Vengeance, Swiftsun ve Majesticten oluşan 2.
Tümen, 3. Tümenin yerini alacak ve B Hattından son olarak yakın
muharebe yapılarak Tabyalar içinde olmayıp mayın
hatlarını savunan toplar tahrip edilerek bombardımandan hemen
sonra mayın tarama işlemlerine başlanacaktı. Fakat 3. Tümenin
yerini alacak 2. Tümen gelmeden önce beklenmedik bir
şey oldu. Saat 14:00e doğru Suffren büyük bir hızla
boğazı terk etmekte ve Bouvetde onu izlemekteydi. A
hattını geçmek üzereyken Fransız gemisi Bouvetde bir iki
patlama oldu ve Anadolu Hamidiye tabyasınca ateş altındayken 3
dakikada suların altına gömüldü. Derin bir
şaşkınlık yaşanıyordu. Queen Elzabeth ve
Agamemnon dışındaki bütün gemiler ateşi kestiler.
Muhripler ve istimbotlar personeli kurtarmaya gittiklerinde 20 kişi
kurtarılabilmiş, 603 kişi sulara gömülmüştü. Bu arada
12.30 sularında Goulois isabet almış ve ağır
yaralarla boğazı terk ediyordu. 15.30 sularında mayına
çarpan Inflexibleın durumu kötüydü ama yoğun çabayla Bozcaadaya
ulaştı. 2. Tümen İngiliz gemileri, 3. Tümenin yerini
aldığında bu manzara ile
karşılaşmıştı. Saat 14.30da ateşe
başlayarak 10 yardaya kadar yaklaştılar. Namazgah
tabyasını bombardıman ediyordu. Saat 15.00te Rumeli Hamidiye
daha sonra da Namazgah aldığı isabetle savaş
dışına kalmıştı. Anadolu Hamidiye tabyası hasar görmemişti ve
İrrisistiblea ateş ediyordu. Saat 15.14de
İrrisistibleın yanında korkunç bir patlama duyuldu. Saat
16.15te tabyalarda uzaklaşmak isterken bir mayına çarptı. Bu
bölgede bir gece önce Nusretin döktüğü mayınlar hiç hesapta yokken
can alıyordu. Bölgenin mayınlı olduğunu anlayan Amiral de
Robeck 2. Tümenin geri çekilmesi için emir verdi. 18.05te geri çekilirken
Ocean da mayına çarpmıştı. Güçlü top ateşine rağmen
Oceanın personeli muhripler tarafından boşaltıldı. 18 Martta yaşananlar
şaşkınlık yaratmıştı. Lord Fisher gibi
ordusuz bir donanmanın başarıya
ulaşamayacağını söylayenler haklı çıkıyor,
de Robeck ve Churchill gibi hala donanma ile boğazları
zorlayıp İstanbula çıkılabileceği düşüncesi
yeni hareket planları doğuruyordu. KARA SAVAŞLARI Çanakkale Savaşlarında Deniz
Harekâtının başarısızlığı
umutları Kara Harekâtına çevirmişti.Daha 1 Martta
Yunanistan, Gelibolu yarımadasını işgal etmek, mümkün
olduğu takdirde İstanbul üzerine yürümek üzere İngiltereye üç
tümenlik bir kuvvet önermişti. İngiliz ve Fransızlara kalsa
öneri kabul edilebilirdi. Ancak Rus Çarı, İngiliz Büyükelçisine,
hiçbir şart altında Yunan askerinin İstanbula girmesine izin
vermeyeceğini bildirerek bu tasarıyı önledi. Londrada ise, harekâtı Donanma yalnız
mı yapsın, yoksa Kara Ordusu ile birlikte mi hareket etsin
tartışması yapılmakta idi. Bir Kara Ordusuna ihtiyaç
olduğunu savunanların arasında Lord Fisher geliyordu. Bununla
beraber son karar, Savaş Bakanı (Harbiye Nazırı) Lord
Kitchenerindi. O ise, ısrarla elinde birlik
olmadığını söylüyordu, ama seçkin bir birlik olan ve
İngilterede bulunan 29ncu Tümene hiçbir görev verilmemişti. Askeri durumu tetkik için Çanakkaleye gönderilen
General Sir William Birdwood, 5 Martta Kitchenera gönderdiği raporda,
Donanmanın tek başına Bağazdan geçemeyeceğine
inandığını, kuvvetli bir ordunun karadan donanmayı
desteklemesi gerektiğini bildiriyordu. Bu rapor Kitchenerin bütün
tereddütlerini giderdi. 10 Martda 29ncu Tümenin Egeye gönderileceğini
açıkladı. Ayrıca bir Tümen de kendilerinin göndermeleri için
Fransızları ikna edeceğini ilave ediyordu. Böylece Mısırdaki Anzac Tümenleri ile
birlikte 70 bin kişilik bir kolordu bu işe ayrılmış
oluyordu. Birdwoodun raporuna rağmen, hala donanmanın
tek başına Boğazı geçebileceğini düşünenler
vardı. Bu karışıklık içinde Kara kuvveti hazır
olana kadar Donanmanın harekatını geri
bırakmasını, bu suretle Kara ve Deniz Kuvvetlerinin
müşterek harekata başlamasının en iyisi
olacağını hiç kimse aklına getiremiyordu. O sıralarda Londraya hakim olan bu
kargaşalık ve belirsizliği, ne yapacağı belli
olmayan Sefer Kuvvetinin Komutanlığına yapılan atamadan
anlamak mümkündür. Bu komutan, Kitchenerin Güney Afrika savaşlarından
eski bir arkadaşı General Sir Ian Hamiltondu. Donanma asıl saldırısını
yapana kadar, Hamiltonun birlikleri işe karışmayacaktı.
Eğer deneme başarıya ulaşmazsa Hamilton Gelibolu
yarımadasına çıkarma yapacak, başarıya
ulaşırsa yarımadaya zayıf bir kuvvet bırakıp
doğrudan doğruya İstanbul üzerine yürüyecekti. Oradan
İstanbul Boğazına çıkarılmış bir Rus
Birliği ile birleşmesi umuluyordu. Türk tarafı ise, 18 Martta
kazandığı zaferden dolayı kendisine olan güvenini
tazelemiş, Çanakkalenin Boğazlardan geçilemeyeceğini tüm
dünyaya göstermişti. Bu zaferin ardından, Müttefiklerin
kaçınılmaz kara harekâtına karşı Türk tarafı da
son sürat hazırlıklara başlamıştı. Çanakkale
de 5. Ordu oluşturulmuş başına da Mareşal Liman von
Sanders getirilmişti. Kıyılara dikenli tellerle çevriliyor,
birlikler önemli yerlere yerleştiriliyor, müttefiklerin her hareketi
gözleniyordu. Müttefik çıkarmasını bekleyen bir başka
kişi ise 19. İhtiyat Tümeninin başında bulunan yarbay
Mustafa Kemaldi. ARIBURNU
MUHAREBELERİ
Daha önce
yabancı kaynaklardan ve Anzakların anılarından
yapılan aktarmalarla nasıl başlandığı ve ilk
günleri açıklanan Arıburnundaki Anzak Kolordusunun Nisanda
yaptığı çıkarmanın temel amacı önce, Kabatepe
ile KüçükArıburnu arasındaki kumsallık bölgeye
çıkmaktı. İlk aşamada Conkbayırı- Kocaçimentepe
çizgisi denetim altına alınıp, oradan Maltepe bölgesi ele
geçirilecek, böylece, Kuzeydeki Türk kuvvetlerinin Güneyde, Seddülbahir
bölgesindeki Türk birliklerine yardımı engellenmiş
olacaktı. 25 Nisan
sabahı savaş gemilerinin, Türk mevzilerini sürekli vuran koruyucu
ateş altında, Anzak Kolordusunun 1. Tugayından 1500
kişilik ilk hücum dalgası, çıkarma botlarının bir
şekilde kuzeye kayması sonucu, saat 05.00te, Kabatepe bölgesi
yerine Arıburnu kesimine çıkmak zorunda kalır. Bu noktada
kıyı gözetlemesi yapan bir Türk takımının
direnişine karşın, karaya çıkan Anzak birlikleri belirli
bir noktaya kadar ilerler. Diğer taraftan, Bigalıda bulunan ordu
yedeği 19. Tümen, 24-25 Nisan gecesi Conkbayırı yönünde
tatbikat yapmakta idi. Gün ağarırken, Arıburnu yönünden top
seslerinin gelmesi üzerine, 19. Tümen Komutanı Yarbay Mustafa Kemal, bir
çıkarma yapıldığını anlayıp durumu Ordu
Komutanına bildirir, ancak bir yanıt alamaz. Durum
çok kritiktir. Mustafa Kemal, kıyıda çok zayıf gözetleme ve
koruma birlikleri olduğunu düşünerek ve geniş bir sahile
yayılmış olan 27. Alayın da, ağır kayıplar
verdiği haberini alınca, düşmanın
Conkbayırı-Kocaçimentepe çizgisi ve uzantısını ele
geçirmesi durumunda, onarılamayacak durumlarla
karşılaşacağını kavrar. Ordudan emir
gelmemiş olmasına karşın girişimi ele alıp tüm
sorumluluğu yüklenerek, 57.Alayı bir batarya ile Kocaçimentepe
yönünde harekete geçirir. Kendisi de durumu izlemek üzere
Conkbayırına çıktığında,, Arıburnu
kesiminden bazı askerlerin çekilmekte olduklarını ve
düşman birliklerinin de bunları izlediklerini görür. O anı Mustafa Kemal, Ruşen Eşref
Ünaydın ile yaptığı görüşme sırasında
şöyle anlatmaktadır. ...Bu esnada Conkbayırının güneyindeki
261 rakımlı tepeden sahilin gözetleme ve korunmasıyla görevli
olarak orada bulunan bir müfreze askerin Conkbayırına doğru
koşmakta, kaçmakta olduğunu gördüm... Bu askerlerin önüne kendim
çıkarak: -Niçin kaçıyorsunuz ? dedim. -Efendim düşman dediler! -Nerede? -İşte! diye 261 rakımlı tepeyi
gösterdiler. Gerçekten de düşmanın bir avcı kuvveti
261 rakımlı tepeye yaklaşmış ve tam bir serbestlik içinde
ileriye doğru yürüyordu. Şimdi vaziyeti düşünün. Ben
kuvvetleri (geride) bırakmışım, askerler on dakika
istirahat etsin diye...Düşman da bu tepeye gelmiş...Demek ki
düşman bana benim askerlerimden daha yakın! Ve düşman benim
yere gelse kuvvetlerim çok kötü bir duruma düşecekti. O zaman artık
bilemiyorum, bilinçli bir düşünme ile midir, yoksa önsezi ile midir,
bilmiyorum. Kaçan askerlere: - Düşmandan kaçılmaz, dedim. - Cephanemiz kalmadı, dediler. - Cephaneniz yoksa süngünüz var,dedim. Ve bağırarak bunlara süngü
taktırdım. Yere yatırdım. Aynı zamanda
Conkbayırına doğru ilerlemekte olan piyade alayı ile
dağ bataryasının yetişebilen askerlerinin marş
marşla benim bulunduğum yere gelmeleri için, yanımdaki emir
subayını geriye yolladım. Bu askerler süngü takıp yere
yatınca, düşman askerleri de yere yattı.
Kazandığımız an, bu andır... Gerçekten de, çekilen Türk askerleri mevzi alınca,
karşı taraf ta mevzi alıp duraklar. Böylece, 57. Alay Öncü
Bölüğü'nün Conkbayırına yerleşmesi için gereken süre
kazanılmış olur. İşte bu an, Çanakkale
Savaşları Kara Harekatının kaderini belirleyen önemli
anlardan birisidir. Böylesine önemli anda kilit rolü oynayan kişi ise,
tartışmasız Mustafa Kemaldir. Bu husus, Çanakkale
Savaşları tarihiyle uğralan Türk ve yabancı bütün
uzmanlar tarafından doğrulanıp vurgulanmaktadır. Daha sonra, Kolordu Komutanı Esat
Paşa'nın izniyle, 27. Alaydan geri kalan birlikleri de emrine alan
Tümen Komutanı Mustafa Kemal, karşı saldırıya geçmek
üzere 57.Alay'a şu emri verir : Ben size taarruz emretmiyorum, ölmeyi emrediyorum.
Biz ölünceye kadar geçecek zaman zarfında, yerimize başka kuvvetler
ve komutanlar kaim olabilir. 25 Nisan 1915 günü, vakit ikindiye
yaklaşırken, ilk çıkarma kademesi olan tümenin sahile
çıkışı da tamamlanmıştır. Ne var ki, 27. Alayın birlikleri ve 57. Alayın
yaptığı karşı saldırı ile süngü
hücumları sonucu Anzaklar çok sayıda kayıp vermiş ve
sahile çekilmişler, kritik ve endişeli anlar yaşamaktadırlar.
Gene de gün batarken, Anzak Kolordusunun sahile çıkan Tümeni,
Arıburnunun sarp yamaç ve tepelerinde yerleşme olanağı
bulur. Bu tarihten başlayarak harekat, 1915in Ağustos ayına
kadar dört ay boyunca, Conkbayırı- Kocaçimentepe-kabatepe
bölgelerinde, tarafların karşılıklı
saldırı ve özellikle gece yapılan süngü hücumlarıyla,
yakın boğuşmalar şeklinde ve çok kanlı
çarpışmalarla geçecektir. Bu çarpışmalar
sırasında Türkler de, Anzaklar da ağır kayıplar
vermişlerdir. Ağustos ile birlikte ise savaş şiddetli
çarpışmalara dönüşür. Tıpkı Seddülbahirde
olduğu gibi, Anzak ordusu da taarruz hedeflerine varamamış,
çıktıkları yerlerde 3-4 km.lik bir mesafe ilerleyip,
boşaltmaya kadar da o noktada kalmışlardır. SEDDÜLBAHİR
MUHAREBELERİ
25 Nisan
günü, Müttefik Kuvvetleri Donanmanın koruyucu bombardımanı
altında, beş ayrı yerden Gelibolu Yarımadasına
çıkmaya başladılar. İngiliz ve Hint birliklerinin
çıkarıldığı ilk hedef , güneyde Alçıtepeyi ele
geçirip Kilitbahir platosuna ilerlemek, oradaki merkez tabyalarını
susturduktan sonra Boğazın giriş bölgesini ele geçirmekti.
Burada Müttefik donanmasına bağlı savaş gemilerinin
yaptığı bombardımanın şiddetine bir örnek
vermek gerekirse; sadece Ertuğrul Koyu sırtlarındaki 26.
Alayın 10.Bölüğünün savunma mevzilerine 4650 mermi
atılmıştı. Buna rağmen Türk
bataryaları ve kuvvetleri imha olunamadığından
İngiliz Birlikleri ağır kayıplar vermekte ve bu durum,
Müttefik kuvvetler arasında büyük bir şaşkınlık
yaratmaktaydı. Bu günlerde, gerçek bir kahramanlık destanı
yaratan Yahya Çavuşun takımı, işte bu 10. Bölüğün
takımıdır. Temmuz 1915
sonuna kadar, çok kanlı geçen, göğüs göğüse süngü
hücumları ve karşı hücumlarla süren Kirte-Kerevizdere-
Zığındere Muharebeleri, özellikle Türk birliklerinin, Müttefik
Donanmasının ateşinden korunmak amacıyla, gece
yaptıkları süngü hücumlar şeklinde olmuştur. Sekiz gün,
geceli gündüzlü süngü hücumlarıyla geçen Zığındere
muharebesi, iki taraf için de kayıpların en fazla olanı ve en
kanlı geçenidir. Bu bölgedeki
harekat ağustos ayıyla birlikte mevzi muharebesine dönüşür.
Böylece işgal kuvvetleri, 3-4 kilometrelik bir arazide çakılıp
kalmış, Alçıtepe ve Kirte ele geçirilememiş, durum
boşaltmaya kadar değişmeden böylece devam etmiştir. KUMKALE
MUHAREBELERİ 25 Nisan 1915 günü saat 04.30da Fransız filosu Kumkale
önlerinde savaş düzeni almıştı. Kumkale ve
Kumkale-Orhaniye arasını hedef alan şiddetli donanma
ateşinin ardından Fransız birlikleri karaya çıktılar. Kumkaledeki Türk takımı Fransız
bombardımanlarına ve karaya çıkan iki Fransız
bölüğüne karşı kahramanca dayandıysa da, sürekli takviye
edilerek tabur seviyesine çıkan Fransızlar
karşısında kaleyi bırakarak Kumkale köyüne çekilmek
zorunda kaldı. Sadece yarım takımlık 6. Bölükün
ihtiyatıyla takviye edilebilen takım, Kumkale sokaklarında
Fransızlarla kısa süren sokak muharebelerine girdi. 6. Bölük
komutanı, birliklerini Kumkale mezarlığına çekti.
Takım komutanlarından birinin şehir düşmesine,
diğerinin de yaralanmasına ve cephane
sıkıntısına rağmen, bölük inatla
savunmasını sürdürdü ve Fransız kuvvetlerinin
kanadını Kumkalede bastırıp, bütün cephesini hareketten
alıkoydu. Türk birlikleri Kumkaleyi geri almak için taarruza geçince
Kumkale sokaklarında göğüs göğüse yakın muharebe
başladı. Fransızlar da direnişlerini
sertleştirmişlerdi. Türk hücumlarının en şiddetli
bir anında Fransızlar beyaz bayrak çektiler. Üst rütbeli
Fransız subayı da kendi rütbesine denk bir Türk subayına teslim
olmak istedi, fakat dil farkı yüzünden anlaşılamadı. Teslim alma olayı uzayınca Fransızlar
tekrar toplanarak mevzilerine döndüler ve yer yer ateş muharebeleri
başladı. Fransız filosu da kendi birlilerine zayiat verdirme
pahasına, Fransız ve Türk birliklerinin birbirine girdiği
Kumkaleye şiddetli ateşlere başladı. Türk birlikleri
Mezarlık-Kumkale-Orhaniye hattına çekilmek zorunda kaldılar. Fransızlar da Kumkalede kıyı
başı tutmuşlar ama ilerleyememişlerdi. Gelibolu
Yarımadasına çıkarma yapan İngiliz kuvvetlerinin takviye
edilmesi amacıyla, Seferi Kuvvetler Başkomutanı General
Hamiltonun emriyle, Fransız kuvvetleri 26/27 Nisan 1915 gecesi
başarılı bir çekilme harekatıyla geri
alındılar. ANAFARTALAR
ZAFERİ
25
Ağustos 1915ten Ağustos sonuna kadar, Müttefikler hem Seddülbahir
hemde Arıburnunda başarılı olamayınca, Çanakkale
Boğazını, geriden sarkarak ele geçirmek amacıyla
harekete geçerler. Bu arada General Hamilton, Türk Ordusunun gerilerine
sarkmak ve çember içine alıp yok etmek için, Büyük ve Küçük Kemikli
Burunları arasında yeralan Suvla sahillerine çıkıp,
Anafartalarda üçüncü bir cephe açmaya karar verir. Hedef,
Conkbayırı ve Koçaçimentepe blokunu ele geçirerek buradan ilerleyip,
çanakkale Boğazına inerek hakim olmaktır. Bu amaçla da,
9.İngiliz Kolordusu'nu ,6-7 Ağustos gecesi karanlıktan
yararlanarak bölgeye çıkartır. Amaç, sabah gün ağarmadan von
Sanders, Saros Grup Komutanına 7. ve 12. Tümenlerle süratle Anafartalar
kesimine gitmesini ve karaya çıkan İngiliz birliklerine 8
Ağustos sabahı erkenden taarruz edilmesi emrini verir. Anafartalar
Müfrezesi komutanı Yarbay Vilmere de, Sarosdan iki tümenin
gelişine kadar, İngilizlerin ilerleyişine engel
olunmasını emreder. 25
Ağustos 1915ten Ağustos sonuna kadar, Müttefikler hem Seddülbahir
hemde Arıburnunda başarılı olamayınca, Çanakkale
Boğazını, geriden sarkarak ele geçirmek amacıyla
harekete geçerler. Bu arada General Hamilton, Türk Ordusunun gerilerine
sarkmak ve çember içine alıp yok etmek için, Büyük ve Küçük Kemikli
Burunları arasında yeralan Suvla sahillerine çıkıp,
Anafartalarda üçüncü bir cephe açmaya karar verir. Hedef,
Conkbayırı ve Koçaçimentepe blokunu ele geçirerek buradan
ilerleyip, çanakkale Boğazına inerek hakim olmaktır. Liman von
Sanders, bundan sonra, Kurmay Albay Mustafa Kemali, 8 Ağustos 1915 günü
saat 21.45de, Anafartalar Grup Komutanlığına atar.
Anafartalar Grup Komutanı Kurbay Albay Mustafa Kemal, 9 Ağustos
sabahı ,12. tümenle 9. İngiliz Kolordusuna. 7.Tümenle de Anzak
Kolordusu ile işbirliği yapmasına engel olmak amacıyla,
damakçılık Bayırı yönünde saldırıya geçer. Her
iki tümenin saldırıları da başarılı olur.
İngiliz Birlikleri, beklemedikleri bu karşı Türk taarruzu ile
şaşkına dönmüş, ağır kayıplar verirler. Birinci
Anafartalar Muharebeleri olarak adlandırılan bu harekat sonunda,
durum değerlendirmesi yapan Mustafa Kemal şöyle demiştir:
...Gerçekte, düşmanın bir kolordusunu zayıf bir tümenimle
Kireçtepe-Azmak arasında yenmiş, Tuzla Gölüne kadar takip ederek
orada tesbit etmiştim. Diğer
taraftan yeni çıkan birliklerle güçlendirilen 9. İngiliz Kolordusu,
Anafartalar yönünde iki kanat harekatı daha denediyse de
başarılı olamamıştır. Ancak, Türkler
açısından bu bölgede durum, savunulması güç bir konum
olduğu için tehlikeli sayılırdı. Tehlikeli durumu
düzeltmek için Liman von Sanders, Kuzey Grubundaki 8 Tümeni iki alayla
takviye ederek , Anafartalar grup Komutanı Mustafa Kemalin emrine
verir. Tümen karargahına 9-10 Ağustos gecesi gelen Grup
Komutanı Mustafa Kemal, takviyeli 8. Tümeni 10 Ağustos sabahı
karanlıkta, sadece süngü kullanarak hücuma geçirir. İngilizlere çok
ağır kayıplar verdirilerek harekat başarılı
olur. Daha sonra, savunma yapılabilecek ek arazinin ele geçirilmesi
üzerine, ulaşılan bu ileri çizgide de destek ve güçlendirmeler yapılarak
savunmaya geçilir. Böylece, diğer bölgelerde olduğu gibi
Anafartalar Bölgesinde de savaş, boşaltmaya kadar , siper ve mevzi
savaşına dönüşmüş olur. Diğer bir deyişle,
General Hamiltonun İkinci Planı da başarısız
olmuş, hedefine ulaşmamıştır. Çanakkale
Savaşları kara harekatıyla ilgili olarak belirtilmesi gereken
önemli bir diğer nokta da şudur: tüm bu çarpışmalar ve
karşılıklı saldırılar sırasında,
Türkler mertçe, dürüstçe ve kahramanca çarpışmış,
insancıl meziyetlerini ve güçlü kişiliklerini
sergilemişlerdir. İster Seddülbahirde, ister Suvlada ya da,
Anafartalarda olsun durum aynıdır. rneğin Kızılhaç
çadırları ve hastane gemileri, yaralı taşıyan
botlar, ya da sedyeleri hedef alan atışlar
yapılmamıştır. Tepeler
Türklerin elinde olmasına ve olumlu doğa koşullarına
karşın, düşmanın sürekli olarak çekindiği zehirli
gaz kullanılmamış, su kaynakları zehirlenmemiş, bu
yöntemler hiçbir zaman mert ve dürüstçe bir tutum
sayılmamıştır. Savaş alanında ele geçen
esirlere ve yaralı düşman askerlerine yapılan insancıl
muameleler öyle görünüyor ki, Anzakları ilkin gerçekten
şaşırtmıştır. Çünkü, daha önce kendilerine
anlatılan , ya da Mısırda karşılaşıp
hakkında belirli ön yargılar ve imajlar geliştirdikleri Türk
askeri Abdul, Gelibolu Yarımadasında çok farklı bir tutum
sergilemektedir.
SAVAŞIN SONU Anafartalarda
yaşanan zaferin ardından, Müttefik Kuvvetlerinin hem moralleri
bozulmuş, hem de Çanakkalenin geçilebileceği umutları yok
olmaya başlamıştı. Ian Hamiltonun bütün ısrarlarına
rağmen cepheye artık tek bir asker bile gönderilmediği gibi,
Çanakkaleden iki tümen alınmış ve batı cephesine
gönderilmişti. Kısacası
Ağustostan sonra çekilme planları yapılmaya
başlanmıştı. Harbiye Nazırı Lord Kitchener, son
defa bölgeyi ziyaret etmiş, artık Çanakkale bölgesindeki Türk
savunmasını sökmenin ve buradan boğaz harekatını bir
neticeye vardırmanın, hele hele İstanbul sevdasına
kapılmanın imkanı kalmadığını anlayarak,
Ocak 1916da Çanakkaledeki kuvvetlerin, Selanik çıkarmasında
kullanılmak üzere gönderilmesinin kararını komiteye
sunmuştur. Müttefik
askerleri 8 Aralıktan 20 Aralıka kadar Anafartalar ve
Arıburnu bölgelerini, 28 Aralıktan, 9 Ocak 1916ya kadar da
Seddülbahir bölgesini tahliye etiler. Boşaltma
işlemi gerçekten çok iyi planlanmıştı. Askerler her türlü
tedbiri almış, geride ayarlı ve sonradan patlayacak olan
tüfekler, takip edilmelerine karşı mayınlar
bırakmışlar, sessizlik için ayaklarına çuvallar
bağlamış ve hatta son güne kadar ileri mevzilerden
çekilmeyerek, savaşmışlardır. Türklerin bu çekilmeden haberi yok muydu? Bu soru Türk
tarafı için en çok sorulan sorulardan biridir. Müttefik kuvvetlerinin
çekilmedeki başarısı yadsınamaz; çekilme iyi
planlanmış, hava koşulları beklendiği gibi
gitmiştir. Türk kuvvetleri ise, Müttefik kuvvetlerine göre hep
yüksek noktalarda mevzilenmişler ve bu nedenle de düşman
askerlerine geçit vermemişlerdi. Türk resmi kaynaklarına göre
Yarımada'nın Müttefik askerleri tarafından boşaltılmasından,
Türk tarafının haberi kesinlikle olmamıştır. Türk askerleri çekilmeden haberdar olsalar dahi, büyük
bir taarruza kalkışmamışlardır. Çekilen tarafa çok
büyük zayiat verdirmek mümkünken, saldırmamayı tercih
etmişlerdir. Çünkü artık feda edilecek tek bir Türk askeri bile
yoktu. Dört bir yanda savaş içinde olan Osmanlı Devletinin eli
silah tutan herkese ihtiyacı vardı. Sonuç olarak; 9 Ocak 1916da Gelibolu
Yarımadasında tek bir Müttefik askeri bile kalmamış,
Çanakkalenin geçilememesi ile Birinci Dünya Savaşının
çizgisi, savaşa katılan bir çok ülkenin de kaderi
değişmiştir. HAVA MUHAREBELERİ İlk motorlu uçağın uçuşundan yedi
yıl gibi kısa bir süre geçtikten sonra, 1910 yılında
uçaklardan askeri amaçlarla yararlanma düşüncesi ortaya
çıkmış ve takip eden yıllarda uçak, yeryüzünde etkin bir
taarruz silahı olarak kullanılmaya
başlanmıştır. Dünyadaki bu gelişmeyi yakından izleyen ve
önemini değerlendiren zamanın Harbiye Nazırı Mahmut
Şevket Paşanın direktifiyle, 1911 yılında,
Genelkurmay başkanlığı bünyesinde askeri
havacılıkla ilgili bir şube oluşturulmuş ve Türk
Askeri havacılığının temeli olan teşkilat
kurulmuştur. Bu yeni silahın edinilmesine büyük önem veren
Mahmut Şevket Paşa maaşının bir
kısmını bağışlayarak uçak alımı için
kampanya başlatmış ve bu kampanyaya başta padişah
Sultan Reşat olmak üzere Donanma Cemiyeti, subaylar ve bazı
zenginler iştirak etmiştir. İki uçaklık para, kısa
zamanda toplanmış ve Fransadan biri 25 Beygirlik, biri de 50
Beygirlik iki uçak satın almıştır. Müteakiben, Yeşilköy Safra düzlüğünde Kara
tayyare Mektebi, Yeşilköy Feneri yakınlarında da deniz tayyare
Mektebi kurulmuş ve havacı personel yetiştirilmek üzere ordu
ve donanmadan istekli subaylar seçilmiştir. Çanakkale Muharebeleri başladığı
zaman dünya ve Türk askeri havacılığı mütevazı ve
geliştirilmeye muhtaç bir durumda idi. Çanakkale Muharebeleri havacılık yönünden,
yeni silahın gerçek değerinin anlaşıldığı
ve bugünkü modern hava kuvvetlerinin temelini atan kahramanları
kavramaya çalışırken, icra edilen hava harekatının
sadece o günkü müşterek harekata katkısı değil aynı
zamanda bugünkü havacılığımıza olan
katkısı da düşünülmekte ve hava kuvvetlerinin temelinin
atılarak, hava stratejisi ve taktiklerinin oluşturulmaya
başlandığı bir harekat noktası olarak değerlendirilmektedir. Havacılık açısından işte böyle
bir ortam içinde, 2 Ağustos 1914 günü seferberlik ilan edilmiş ve
buna paralel olarak Yeşilköyde bulunan deniz uçaklarından 2si
İzmir, birisi de Çanakkale Müstahkem Mevzi Komutanlığı
emrine verilmiştir. 25 Ağustos 1914 tarihinde Çanakkale Nara
Meydanına konuşlandırılan Nievport tipi deniz
uçağı ile, Deniz Yzb. Savmi, Ütğm. Fazıl ve Ütğm.
Cemalin yaptığı keşif uçuşları sayesinde, bölgedeki
İngiliz ve Fransız gemilerinin faaliyetleri izlenmeye
başlanmıştır. 18 Mart 1915 tarihine kadar olan dönemde yapılan
başarılı hava keşif görevleri hem düşmanın
elindeki gemi tip ve miktarını tespit, hem de taarruz
hazırlıklarını devamlı takip imkanı
sağlamıştır. 18 Mart 1915 günü, havacılarımız erken
saatlerde yaptıkları keşif raporunu vermişlerdir. Bozcaada önünde, 40 düşman gemisi
sayıldı. Bunlardan; 19u ağır, 3ü hafif olmak üzere
22si kruvazör, diğerleri; şilep, destek gemisi ve uçak gemisidir.
Sayıları tam olarak saptanamayan denizaltılar görülmüştür.
6 adet zırhlı İngiliz gemisi, muharebe düzeninde boğaza
doğru ilerlemekte ve Fransız gemileri de demir almaktadır. Bir süre sonra, boğaza giren ve kıyı
bataryalarını şiddetle bombardıman eden düşman
donanma topçusuna, Ark Royal uçak gemisinden havalanan İngiliz uçakları
da ateş tanziminde geniş çapta yardım etmiştir. 18 Mart günü öğleden sonra,
havacılarımıza; Limni Adası civarındaki düşman
kuvvetlerinin durumunu keşfetmeleri emredilmiştir. Bir saat içinde görev bölgesine ulaşan pilotlar
Mondros Koyunda 13 harp, 4 nakliye, 29 kömür gemisi olmak üzere toplam 46
geminin bulunduğunu, ayrıca Fransızların Gaulois
gemisinin sahil topçumuzun ateşi ile Çanakkale ağzında yara
aldığını rapor etmiştir. Çanakkale Muharebeleri süresince,
karşılıklı keşif harekatı devam ederken; Türk
havacıları, o tarihler için başarılı
sayılabilecek diğer hava görevlerini de icra etmişledir. Bu
görevlerden biri 18 Nisan 1915de yapılmıştır. O gün Çanakkale Boğazı bölgesinde gittikçe
kuvvetlenen ve hava üstünlüğü kurmasından endişe edilen
düşman hava gücünü tesirsiz hale getirmek maksadıyla, Bozcaadada
18 düşman uçağının konuşlandığı
meydana hava taarruzu planlamıştır. Ancak bu meydandaki
uçaklar, keşif görevi için daha önceden kalktığından,
havada karşılaşılmış, kısa bir hava
muharebesinden sonra zayiatsız olarak meydana dönülmüştür. Bu görev
amacına ulaşmadıysa da, asli taktik hava görevlerinden olan
mukabil hava harekatı nın ilk ve tipik bir uygulaması
olması açısından önem taşımaktadır. Türk uçaklarının meydan taarruzu
planlamasından esinlenen İngilizler aynı gün üçer uçaklık
iki kol ile meydanımıza taarruz etmişler, ancak
uçaklarımız daha önceden meydan içinde dağıtılarak
gizlenmiş olduğundan, atılan bombalar hasar meydana getirememiştir.
Bu da, ufki dağılma ve gizleme yapılarak, beka tedbirlerinin
alınışına güzel bir örnek teşkil etmiştir. 14-19 Mayıs 1915 günleri, güney cephemizdeki
karşı taarruzumuzu desteklemek amacıyla; düşman
çıkarma gemileri ve ordugahı bombalanmış Mayıs
ayı başından itibaren sabit balon ile boğaz gözetlemesi
ve topçu atış tanzimi ve birliklerimizi taciz eden manika balon
gemisine taarruzlar yapılmış, her hava hücumunda gemi,
balonunu toplayıp yer değiştirmek zorunda
bırakılmıştır. Böylece bugün yakın hava
desteği olarak bilinen görev tipinin basit bir uygulaması
yapılmıştır. 25 Haziranda; Arıburnu bölgesindeki düşman
karargahı üzerine propaganda amacıyla 300 adet ingilizce
yazılı bildiri atılmıştır. Bu görev, hava
gücünün psikolojik harpte kullanılmasına ilişkin güzel bir
örnektir. 30 Kasım 1915te ise, Üsteğmen Ali Rıza,
Teğmen Orhanla beraber, Çanakkale girişinde karaya oturmuş
bulunan bir düşman kruvazörüne taarruz etmek için
görevlendirilmiştir. Tam bu esnada bir düşman
uçağının yaklaştığı görülmüş ve
yapılan hava muharebesinde Üsteğmen Ali Rıza fransız
uçağını makinalı tüfek ateşiyle düşürmeyi
başararak Türk havacılık tarihine ilk düşman
uçağını düşüren pilot olarak geçmiştir. Sonuç olarak; Çanakkale Muharebelerinde, kahraman kara ve deniz
kuvvetlerimiz gibi havacılarımız da, üstün silah ve teknik
olanaklara sahip düşmanları karşısında, kendilerine
düşen görevleri cesaret ve üstün görev bilinici içinde
başarıyla icra etmişler ve resmi İngiliz harp tarihi
kitaplarında: Harikulade müdafaasında yılmadan mücadele
eden ve sonunda başaran düşmanımıza hayran kaldık dedirtmişlerdir. Çanakkale Muharebelerinin ileri görüşlü askeri
önderleri yeni silahın gereksinimi olan strateji ve taktiklerin
oluşturulmasına öncülük etmiştir. Bu kapsamda ulu önder
Atatürk şöyle buyurmuştur: GÖKLERDE BİZİ BEKLEYEN
YERİMİZİ ALMAK ZORUNDAYIZ. YOKSA O YERİ BAŞKALARI
İSTİLA EDER VE İŞTE O ZAMAN BU ÜLKE VE MİLLET ELDEN
GİDER. HALBUKİ BİZ TÜRKLER, BÜTÜN TARİHİMİZ
BOYUNCA HÜRRİYET VE İSTİKLALE ÖRNEK OLMUŞ BİR
MİLLETİZ. TAYYARECİLER! ŞUNU UNUTMAYIN Kİ YARININ
EN BÜYÜK TEHLİKELERİ SEMALARDAN GELECEKTİR. BU SEBEPLE
SİZLER DAİMA HAZIR BULUNMAYA VE O ŞEKİLDE
YETİŞMEYE GAYRET EDECEKSİNİZ. |
|
|
|
|
||||
|
|
||||
|
|
||||
|
|
||||
|
|
||||
|
|
||||
|
|
||||
|
|
||||
|
|
||||
|
|
||||
|
|
||||
|
|